صور محاولة قتل لى هو مراد علمدار Abdullah Çatlı

Abdullah Çatlı
'Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağdı. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Kolunu büktük, köpek gibi yalvarıyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Abdullah Çatlı'yı odunla öldürdük' dediğini iddia ettiABDULLAH ÇATLI YAŞIYOR MU..?


Abdullah Çatlı, kimilerine göre gladyonun tetikçisi, kimilerine göre devlet için çalışan vatansever bir Ülkücü...

Farklı tanımlamalar olsa da tüm görüşlerin ortak noktası, Çatlı’nın “derin devlet” ilişkisidir. Bu konuda hiç kimsenin şüphesi yoktur.

Ölümünün üzerinden 13 yıl geçti. Kamuoyu onu birkaç kare fotoğraftan tanıyor. O nedenle, Ankara büromuzun başarılı polis muhabiri Zafer Kütük’ün ele geçirdiği Çatlı’nın kayıp yıllarına ışık tutan albümü önemlidir. Albüm, Çatlı’nın hiç de gizlenmediğini, rahat bir hayat sürdüğünü ortaya koyuyor.

Kardeşi Zeki Çatlı, dün büromuzdaydı, albümü Star’a değerlendirdi. Bazı fotoğraf karelerinin ailede bile olmadığını söyleyip ekledi: “Devletimiz iyi çalışmış.” Söylerken bile gülüyordu Zeki Bey: “Bu fotoğraf çok normal, öyle çok gizli bir hayatı yoktu.”

Peki ne oldu da devletimizin bu kadar koruyup kolladığı ve dokunulmaz kıldığı Abdullah Çatlı, bir anda ortadan kaldırıldı? Ya da basit bir kazaya kurban mı gitti?

Albümle başlayıp bu soruyla devam edince sohbet farklı bir boyut kazandı. Zeki Çatlı dedi ki: “Susurluk’un bir kaza olduğuna inanmıyorum.”
Başka bir soru: “Defnedilen gerçekten Abdullah Çatlı mıydı?”

Kardeşi, ilginç bir anekdotla karşılık verdi: “Fransa’da çok sıkışmıştı, bizi aradı. ‘Yarın burada bir tren kazası haberi duyar ve ölmüş birinin üzerinde kimliğim çıkarsa inanmayın ama rolünüzü iyi oynayın.”

Hemen araya girdim: “Yoksa şimdi rolünüzü mü oynuyorsunuz?”

Zeki Çatlı: “Cenazesini ben yıkadım. Kaşlarının üzerinde çok derin bir çökük vardı. Teşhis ettik. Ama buna inanmayan ve yaşadığını düşünen çok kimse var.”

Bu diyalog, ister istemez bizi Kurtlar Vadisi’nde Polat Alemdar’ın sahneye çıkışını anlatan görüntülere taşıdı. Zeki Bey, Polat Alemdar’ın kimlik değişikliğiyle boy göstermesinde, bu anekdotun ilham kaynağı olduğunu öne sürdü.

Kardeş Çatlı, Soner Yalçın’a anlattığı bu ve benzeri birçok anının Kurtlar Vadisi’nde isim vermeden işlendiğini ve kendilerinin buna çok kırıldığını söyledi.

Mesela?

Devam etti: “Polat Alemdar’ın söylediği ‘iki kişinin bildiği sır olmaz’ lafı,
ağabeyimin lafıdır. Soner’e ben anlattım. Bazı sırları paylaşması için ağabeyime baskı yaptığımda bunu söylemişti.”

Başka var mı?

Zeki Bey: “O meşhur ‘sonunu düşünen kahraman olamaz’ sözü de ağabeyimin Şeyh Şamil’e atfen aktardığı bir sözdür. Ağabeyim bir gün Şeyh Şamil’i rahmetle anarak ‘her şeyin sonunu düşünen kahraman olamaz’ dedi. Bunu yine Soner’e anlatmıştım, Çatlı’yı ve cümlenin başını keserek kullandılar.”

Bir başka örnek: “Ağabeyimin ‘canavara sormuşlar neden boynun kalın’ lafını ‘kurda sormuşlar neden boynun kalın’ şeklinde işlediler. Bunlar Abdullah Çatlı’nın sözleridir.”

Geldik en kritik sorulardan birine... Abdullah Çatlı’nın Ergenekon’la ilişkisi var mı? Yaşasaydı Ergenekon’un içinde olur muydu?

Şöyle dedi: “Asla Ergenekoncu değildir. Susurluk, Ergenekon’dan farklıdır. Çatlı APO’nun elini sıkanların olduğu yerde olmazdı.”

İki süreçte de karşımıza çıkan Veli Küçük, İbrahim Şahin ve Sami Hoştan gibi ortak isimleri sıraladığımızda ise cevabı şöyle oldu: “Şahsi işbirliğidir. Onların varlığı, Ergenekon’la Susurluk’u yan yana getirmez.”
Sami Hoştan, Çatlı’ya ait olduğu iddia edilen boş bir çantayı mahkemeye sundu. Bunun anlamı var mı?

Zeki Çatlı: “Aynı renkte ve tipte çantayı istediğiniz yerden satın alabilirsiniz. Sami Hoştan, o tavrıyla Veli Küçük’ü korumaya çalıştı.”

Son soru: “Abdullah Çatlı ölmeden önce en son kiminle görüştü, biliyor musunuz?”

Cevap: “Muhsin başkanı (Yazıcıoğlu) ev telefonundan aramış. Evde yokmuş başkan. Gülefer hanım çıkmış, konuşmuş. Aradığında çok heyecanlı, telaşlı hali varmış. Görüşememişler. Bir süre sonra da kaza haberini duymuşlar.”

Aucun commentaire

Fourni par Blogger.